BM İnsan Hakları Beyannamesi Kadük Olmuştur

Memur-Sen Ankara İl Başkanı Mustafa Kır, Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle yazılı açıklamada bulundu. Mustafa Kır'ın yazılı açıklamasına haberimizden ulaşabilirsiniz.

BM İnsan Hakları Beyannamesi Kadük Olmuştur
09 Aralık 2017 Cumartesi 22:15

1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından "Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi"nin kabul edildiği 10 Aralık günü Dünya İnsan Hakları günü olarak anılmaktadır. 1948 yılında dünya devletleri tarafından ortak değerler olarak kabul edilen BM İnsan Hakları Beyannamesi ile insanlar arasında ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal, ya da başka bir görüş, doğuş, tabiiyet, servet ya da benzeri başka bir ayrım gözetilmeksizin yalnızca insan oluşlarından dolayı eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkına sahip olduğu, herkesin beyannamede ileri sürülen hak ve özgürlüklerden eşit bir şekilde istifade edeceği ilan edilmiştir. Ancak bu beyannamenin altına imza atan bazı Emperyal devletlerin başka devletlere, bazı diktatör yöneticilerin kendi halklarına karşı acımasızca  savaş,şiddet zulüm ve işkence gibi insanlık dışı uygulamaları ile  insan hakkı ihlalleri sıradan bir vakıa haline gelmiştir.

BM Bünyesinde veto  hakkına sahip  ülkelerin yayılmacı politikaları ve zalimlere karşı korumacı tutumlarına karşı Birleşmiş Milletlerin çifte standartlı yaklaşımları,Birleşmiş Milletler tarafından alınan "Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi kararlarını kadük hale getirmiştir. Önemli olan İnsan haklarının  yazılı metinlerde var olması değil,  insan haklarının bütün bireyler,yöneticiler,yönetilenler  ve  egemen güçler tarafından özümsenmiş, âdeta bir yaşam biçimi haline getirilmiş olmasıdır.

İnsan hakları ancak hukukun üstün sayıldığı, adaletin hüküm sürdüğü toplumlarda  gerçekleşebilir. Hukuk devletinin bulunmadığı, kanunların âdil yapılmadığı ve adaletin bir hayat tarzı olarak yaşama geçirilmediği toplumlarda insan hakları kâğıt üzerinde yazılı bir metin olmaktan öteye geçemez. Böyle toplumlarda haklı değil, güçlü haklı sayılır. Bu gün haklı olan değil güçlü olan haklı sayılmaktadır.

Önemli olanİnsan haklarının  yazılı metinlerde var olması değil, yaşam biçimine dönüştürülmesidir    Son 15 yılda hukuksuz bir şekilde ABD 'nin Irak işgali ile  1,5 Milyon, Koalisyon güçleri tarafından Libya'da 35 Bin, darbe sebebiyle Mısır'da 3 Bin, Zalim Esed ve DAEŞ gibi terörist saldırılarla Suriye'de  500 binden fazla insanın öldürüldüğü yine 8 Milyon insanın ülkesini terk ederek, mülteci konumuna düşürüldüğü, çoğunun  kaçarken yollarda telef olduğu, denizlerde boğulduğu Doğu Türkistan'da, Yemen'de,Sudanda Arakan'da ve şu anda da ABD tarafından Asırlarca Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık gibi Tevhit dinlerine  Merkezlik yapmış mukaddes toprakların kalbi,Semavi dinlerin ortak coğrafyası olan  Kudüs'ün Siyonist İsrail'in başkenti olarak tanınması yüzünden    Filistin'de ve  İslam coğrafyasının çeşitli bölgelerinde  zulüm ve işkencelerin  hüküm sürdüğü, kadınların hunharca eşleri,yakınları veya metresleri tarafından öldürüldüğü, işkence gördüğü kısaca Zalimlerin öldürme, mazlumların ölme haklarının bulunduğu  bir dünya da İnsan hakları gününden   söz edilebilir mi? Önemli olan İnsan haklarının  yazılı metinlerde var olması değil,  insan haklarının bütün bireyler,yöneticiler,yönetilenler  ve  egemen güçler tarafından özümsenmiş, âdeta bir yaşam biçimi haline getirilmiş olmasıdır

İnsan Hakları ile İnsandır.    “insana insan olduğu için, diline, dinine, ırkına, cinsiyetine, milliyetine, sosyal statüsüne ve rengine bakılmaksızın tanınan hakka insan hakkı dedir. “insan hakkı, insanın sahip olduğu özgürlüklerin belirgin  bir şekilde   kullanılabilir hale gelmesi ile  killenir.Kısaca İnsan hakları ile insandır. İnsan olarak doğan herkes  başta yaşama hakkı olmak üzere  meşru yollardan mülk edinme, inanma ve inandığı gibi yaşama, düşüncesini özgürce ifade edebilme, ırz ve namusunu koruma, devlet imkânlarından adalet ölçüsünde yararlanabilme ve anlaşmalardan dolayı kendine dönen paya sahip olma gibi bireysel anlamda vazgeçilmez vazgeçilemez, devredilmez, devredilemez haklara sahiptir.     

Buna  rağmen özellikle  İslam coğrafyasında Müslümanlar temel hak ve özgürlükler bağlamında can ve mal güvenliği, din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve ifade hürriyeti ile siyasi hakları alenen çiğnenmekte, kendi öz yurtlarında parya muamelesine tabi tutulmaktadır.BM'lerin konumu, durumu, tavrı ve oluşumu yeniden gözden geçirilmelidir. Değerlerine sahip çıkamayan BM'lerin konumu sorgulanmalıdır.                                  

Dünya Milletlerinin güvenliğini sağlamakla mükellef olan Birleşmiş Milletler ise sahte demokrasi oyunları ile Siyonist İsrail devletinin güvenliği için oluşturulan BOP' un  uygulanmasına bekçilik yapmaktadır.Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinin evrensel değerleri ayaklar altına alınmasına göz yummaktadır. Kendi değerlerine sahip çıkamayan BM'lerin durumu ve konumu sorgulanmalıdır.

 Bilindiği üzere Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi emperyalist güçlerin ihtirasları uğruna, sürgünlerin, soykırımların yaşandığı, kitlesel imha silahlarıyla her dil ve dinden milyonlarca masum insanın hayatına acımasızca kıyıldığı 2. Dünya Savaşında, yaşanan felaketlerin bir daha yaşanmamasını,insanın insan oluşlarından dolayı eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkına sahip olmasını garanti almak için 10 Aralık 1948 günü Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi kabul edilmiş ve dünyada İnsan Hakları günü olarak kutlanmaya başlanmıştır.   

İnsan Hakları insan olmaktan doğan haklardır. İnsanın haklarına sahip çıkmak  İnsan hakkı ihlallerine da karşı durmayı gerektirir. Çünkü İnsanın insana hükmetmesi, onu yok etmesi insan onuruna yakışmayan bir durumdur. Bu haklar vazgeçilmez vazgeçilemez devredilmez ve devredilemez haklardır. Ancak günümüzde demokrasi, İnsan hakları, temel hak ve hürriyetler ile ekonomik ve sosyal haklara sahip olma; yoksulluğun ve açlığın pençesinde kıvranan Afrikalı, iç savaşlar ve çatışmalar sebebiyle tepesine her gün bombalar yağdırılan evinden, barkından uzaklaştırılan ve mülteci konumuna düşürülen açlık ve ölümle boğuşan Suriyeli, Filistinli, Iraklı, Doğu Türkistanlı Arakan'lı,Yemenli,Sudanlı binlerce, on binlerce, milyonlarca masum bebek, çocuk, savunmasız kadınlar ve insanlar için "Dünya İnsan Hakları günü" her hangi bir anlam taşımamaktadır.    

Çünkü Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesine rağmen Halen insan haklarının en temel değerlerini hedef alan ırkçılık, ayrımcılık, nefret ve hoşgörüsüzlük günümüzde hem bölgesel hem de evrensel olarak insanlığı tehdit etmekte ve insanlığının ortak sorunu olmaya devam etmektedir.  

 Müslümanlar imanlarını tazelemek ve yaşantılarını sorgulamak zorundadır. Sadece kendi hakkı veya çıkarı için, başkalarının en temel hak ve hukukunu yok sayabilen küresel ve emperyalist güçler karşısında  darmadağınık bulunan İslam kardeşliğini güç birliğine dönüştüremeyen kurtuluşu zalimlerin insafa gelmesinde arayan sözde Müslümanların konumu ve durumu da insanlık için en büyük tehdidi oluşturmaktadır. Müslümanlar bu bakımdan imanlarını tazelemek ve yaşantılarını sorgulamak zorundadır.  

Bu yüzdendir ki İslam coğrafyası açlığın, kıtlığın, yoluğun, yoksulluğun ve iç çatışmanın kardeş kavgasının değişmez alanı haline gelmiştir. Bu yüzdendir ki, İslam ülkeleri acıların ülkesine dönüşmüştür.

Bu yüzdendir ki, Müslümanların kadınlarının kızlarının, çocuklarının ırzı ve namusu, can ve mal emniyeti düşmanlarının insafına terk edilmiştir. 300 Milyon Yetim Çocuğun bulunduğu dünyada İnsan hakkı olabilir mi?          

İnancımıza, kültür değerlerimize ve medeniyet anlayışımıza göre her çocuk doğuştan eğitim alma, sağlıklı beslenme, iyi şartlarda barınma, fiziksel ve psikolojik sömürüye karşı korunma, sosyal hizmetlere erişim gibi temel haklara sahiptir. Bu gün savaş,şiddet,açlık, sağlıksız beslenme veya anasının-babasının ölümü gibi sebeplerle  yer yüzünde 300 Milyon yetim çocuğun olduğu tahmin edilmektedir. Bu çocuklardan 3-4 milyon Müslüman çocuğunun misyonerlin elinde olduğu  yine bir çoğunun da  İnsan kaçakçılarının, organ mafyasının, beyaz kadın ticaretinin, fuhuş sektörünün dilenci şebekelerinin, uyuşturucu tacirlerinin  kıskacında  bulunduğu istek dışı evliliklere zorlandığı ifade edilmekte ve   kendilerine tanınan haklardan mahrum kalmaktadır.     

Din, dil, ırk, renk, cinsiyet, etnik köken veya hangi siyasi düşünceden olursa olsun bütün insanların hürriyet ve haysiyetlerinin teminat altına alınmadığı, evrensel barışa ulaşılamadığı için  "Dünya İnsan beyannamesi kadük  olmuş, kutlama yerine sorgulanmalıdır.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Guncel Son Dakika Kamu, Memur Haber