Dolanıklık ile Haberleşmek Süreksiz Hareketler

Dolanıklık ile Haberleşmek Süreksiz Hareketler, Girişim yapan dalgalar dolanık durumda olabilirler ve bu dolanıklık uzam ile zamandan bağımsızdır. Yani, aynı AN’da iki farklı bölgede olabilirler. Dolanıklığı klasik fizik kabul etmez. Dolanıklık olayına Einstein “Spooky action at a distance” (Uzaktan akıl ve mantığa aykırı etkileşme) demiştir.” Dolanıklığı ilk olarak 1982 yılında deneysel olarak kanıtlamış olan kişi, Fransız fizikçi Alain Aspect’tir. Dolanıklık durumda olan iki parçacığa zıt özellikler kazandırıldıktan sonra bu iki parçacık birbirlerinden ne kadar uzaklaşırlarsa uzaklaşsınlar zıt özellikleri kaybolmuyor .... Dünkü yazımda dolanıklığın pratikte de uygulandığından ve güvenli haberleşmeyi sağladığından söz ettim. Fakat Kuantum dolanıklık daha birçok alanda uygulamalar bulacaktır. Bu alanlardan biri çok hassas Atomik saatlerin yapılabileceğidir. Günümüzde saniye artık bir dakikanın 60ta biri olarak tanımlanmıyor. Caesium (Sezyum) atomunun saniyedeki titreşim sayısıyla tanımlanıyor. Sezyum atomunun bir saniyedeki maksimum titreşim Devamı yazımızda...

Dolanıklık ile Haberleşmek Süreksiz Hareketler
27 Eylül 2019 Cuma 17:21

Dolanıklık ile Haberleşmek Süreksiz Hareketler

Bugün ki yazımda Süreksiz Hareketler den bahsetmek istiyorum

“Girişim yapan dalgalar dolanık durumda olabilirler ve bu dolanıklık uzam ile zamandan bağımsızdır. Yani, aynı AN’da iki farklı bölgede olabilirler. Dolanıklığı klasik fizik kabul etmez. Dolanıklık olayına Einstein “Spooky action at a distance” (Uzaktan akıl ve mantığa aykırı etkileşme) demiştir.” Dolanıklığı ilk olarak 1982 yılında deneysel olarak kanıtlamış olan kişi, Fransız fizikçi Alain Aspect’tir. Dolanıklık durumda olan iki parçacığa zıt özellikler kazandırıldıktan sonra bu iki parçacık birbirlerinden ne kadar uzaklaşırlarsa uzaklaşsınlar zıt özellikleri kaybolmuyor.

Bu durumu anlamak zor olsa da, tek bir parçacığın aynı anda iki yerde birden bulunabildiği şeklinde yorumlayabiliriz. Zira iki farklı parçacık dolanık duruma girdiklerinde tek bir parçacık gibi davranıyorlar. Bu iki parçacıktan biri üzerinde yapılan bir ölçüm diğeri hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlıyor. Bir kişinin elinde bir dizi dolanık duruma getirilmiş foton olduğunu düşünelim. Bu fotonlara iki zıt özellik kazandırılıp ya sıfır veya bir durumu oluşturulabilir. Bu iki zıt duruma fotonun “polarizasyonu” (kutuplaşması) deniyor. Karşılıklı haberleşmek için en kolay şifreleme metodu, iki olasılıktan ibaret olan 0 veya 1 şeklinde tanımlanan bir dizi zıt durumları kullanmaktır.

A ve B diye tanımlanan iki kişinin elinde bir dizi dolanık durumda bulunan fotonlar olsun. Dolanık durumda olan foton dizisini kendi arzularına göre 0 veya 1 durumlarını kazandırmış olsunlar. İkisi de diğer kişinin fotonlarına 0 veya 1 durumuna getirmiş olduğunu bilmiyor. Fakat fotonlar dolanık durumda olduklarından, birinin kendi fotonlarında yaptığı 0 veya 1 polarizasyon durumu anında diğer foton dizisine zıt bir özellik kazandıracaktır. Bir süre sonra A ve B kişileri yeniden kendi fotonlarının durumunu ölçtüklerinde, polarizasyonun ya aynı kaldığını veya değiştiğini göreceklerdir. A kişisi diyelim ki kendi fotonlarını 1 ile şifrelemiş olsun. Bir süre sonra fotonlarının polarizasyonunu ölçtüğünde onların tekrar 1 durumunda olduklarını bulursa B kişisinin kendi fotonlarını 0 durumuna getirmiş olduğunu bilecektir. Zira artı ve eksinin çarpımı gibi 1x1 = 0x0 = 0 ve 0x1 = 1x0 = 1 olacaktır. Dolayısıyla A kişisi kendi fotonunun polarizasyonunun değiştiğini görürse, karşıdaki B kişisinin fotonu zıt şekilde şifrelemiş olduğunu anlayacaktır.

Bu metot kullanılarak Bejing ile Viyana arasında güvenli haberleşme sağlandı. Uzayda dolanan bir uydu bir dizi dolanık durumda foton üretip bunları depoladı. Çin üzerinden geçerken bu dolanık fotonların bir grubunu Bejing’deki bir alıcı merkeze yolladı. Bir süre sonra Avusturya üzerinden geçerken aynı diziyi Viyana’daki bir alıcı merkeze yolladı. Artık iki merkezde dolanık oldukları bilinen bir dizi foton vardı. Bu diziye kendi arzularına göre 0 veya 1 durumuna getirip gene uydu aracılığı ile birbirlerine yolladılar. Gelen dizi ile kendi dizileri arasındaki farka bakarak karşı tarafın gönderdiği mesajı çözebildiler. Üstelik mesajlarının üçüncü bir şahıs tarafından okunmadığından da emin oldular. Zira dolanık durumda olan fotonlara herhangi bir dış etki polarizasyon durumunu değiştirirdi.

Artık mikro dünyadaki dolanıklığı makro dünyada da kullanmak ve güvenli bir şekilde haberleşmek pekâlâ mümkün. Dolanıklık sayesinde aynı parçacığın aynı anda iki yerde birden bulunabileceği kanıtlanmıştır. Belki de gelecekte dolanık bilgi aktarımı sayesinde canlıları kopyalayıp iki farklı yerde üretmek mümkün olacaktır. Bu da genetik klonlamanın daha ileri bir uygulaması olabilecektir. İçinizde hatırlayanlar olacaktır: 1970li yıllarda daha televizyonlar siyah beyaz iken “Uzay Yolu” dizisi vardı. Kaptan Körk “Işınla beni Skoti” dediğinde, bir anda kaptan gezegen yüzeyinden kaybolup uzay gemisinin içinde oluşuveriyordu. İşte bu olay ilerde pekâlâ gerçek olabilir.

Dünkü yazımda dolanıklığın pratikte de uygulandığından ve güvenli haberleşmeyi sağladığından söz ettim. Fakat Kuantum dolanıklık daha birçok alanda uygulamalar bulacaktır. Bu alanlardan biri çok hassas Atomik saatlerin yapılabileceğidir. Günümüzde saniye artık bir dakikanın 60ta biri olarak tanımlanmıyor. Caesium (Sezyum) atomunun saniyedeki titreşim sayısıyla tanımlanıyor. Sezyum atomunun bir saniyedeki maksimum titreşim sayısı 9,192,631,770 (9 milyar 192 milyon 631 bin 770) olup, saniye bu titreşim sayısıyla (frekansıyla) tanımlanmıştır. Bu frekans birçok Sezyum atomunun ortalama titreşim sayısı olarak saptanmıştır. Dünyada 260 tane Atom saati vardır ve zaman tespiti bu saatlerin ortalaması olarak yapılmaktadır. Fakat Sezyum atomu dahi yerin manyetik alanındaki ufak değişimlerden ve dış elektrik alanlarından etkilenebilir. Atom saatlerini dış etkilerden korumak için dolanıklık olayından yararlanmayı düşünüyorlar. Dünyadaki Atom saatlerindeki atomları dolanık duruma getirmek mümkün olduğunda birindeki ufak bir değişikliği diğer saatlerden gelen anında etkilerle düzeltmek mümkün olacaktır. Bu sayede Atom saatlerinin hassasiyeti 1 milyon yılda bir saniyeden daha az sapma olacaktır.

Dolanıklığın canlılarda da olduğu son yıllarda ortaya çıkmıştır. Göçmen kuşlar her yıl mevsimler değişmeye başladığında soğuk bölgelerle sıcak bölgeler arasında göç ederler. Leylekler örneğin, her yıl aynı bölgeye gelmekle kalmazlar, ayrıca aynı yuvaya da dönerler. Bu kadar hassas yön bulmaları için doğa onlara özel bir yetenek bahşetmiştir. O da yerin manyetik alanını görme yeteneği. Göçebe kuşların gözlerinde özel bir manyetik alan pusulası var. Gözlerindeki bazı moleküller birbirleriyle dolanık durumdalar. Bu dolanıklığı sağlayan moleküllerdeki bazı atomların ‘spin’ özellikleri, veya basit bir tanımla dönme yönüdür. Atomların dönme yönü dış bir manyetik alandan etkilenir. Yerin manyetik alanı da bu özel, dolanık durumda olan atomların spin yönlerini değiştirdiğinde kuşlarda bir tür uyarı gerçekleşmektedir. Bu uyarı sayesinde uçuş yönlerindeki sapmaları düzelterek istedikleri yere gitmeyi başarmaktadırlar.

Dolanıklık yerel bir olay değil tümel bir olaydır. Mark V. Raamsdonk adlı bir genç fizikçi tüm evrenin dolanık durumda olduğunu ileri sürmüş ve bu konuda yayınlar da yapmıştır. Demek ki dolanıklığın Büyük Patlamadan beri devam ettiğini ve her var olanda devam ettiğini kabullenmek zorundayız. Tüm canlılar da dolanık durumda enerji alış-verişi yaparak yaşamlarını sürdürürler. Artık bağımsız ve yalıtık bir bireyden söz etmenin anlamı kalmamıştır.

Teknolojide yeni buluşlar dolanıklık sayesinde gerçekleşiyor. Örneğin yerçekimini dolanıklık sayesinde saptamak mümkün olacaktır. Yeraltında duran gaz ve petrol yatakları yerçekimi değerinde çok küçük değişikliğe neden olurlar. Dolanıklıktan yararlanan aletlerle bu küçük değişimleri ölçmek ve hiç sondaj yapmadan bu kaynaklara ulaşmak mümkün olacaktır. Sadece gaz ve petrol değil, yeraltındaki derin çukurlar ve mağaralar da dolanıklık sayesinde bulunacak ve gerekli tedbirler alınabilecektir.

İleride beynimizdeki dolanık durumda olan nöronların şifreleri çözüldüğünde düşünceyi dahi aletlerle okumak mümkün olacaktır. Sadece düşünceyi okumakla kalınmayacak beyindeki düşünce merkezleri de etkilenerek insan davranışlarına da yön vererek, beyni kontrol altına alıp yeni bir robot-insan türü üretmek mümkün olacaktır.


Kaynak: Kamu Saati Özel

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Guncel Son Dakika Kamu, Memur Haber