ADALETİN TECELLİSİ

Adalet, hak ve hukuka uygunluk, hakkı korumak gözetmek ve doğruluktur. Sosyal adalet ise, toplumun her üyesinin aynı temel haklara, korumaya, fırsata, yükümlülüklere ve sosyal olanaklara sahip olma koşuludur. Toplum içinde yaşayan bütün fertlerin, insan olmak sıfatıyla sahip bulundukları her türlü sosyal, ekonomik, siyasi hak ve özgürlükleri eşitliğinin sağlanmasıdır. Gerek adalet ve gerekse sosyal adalet ile ilgili hususlar, “ ADALET “, “ SOSYAL ADALET “, “ HUKUK DEVLETİ “ ve “ YASA YAPIMI VE UYGULANMASI “ başlıklı yazılarda izah olunduğu için, konunun teşkili ile ilgili hususlara bu yazıda dokunulmayacaktır. Bu nedenle yazının konusunu, adaletin nasıl oluşturacağı hususu olacaktır. Toplumun düzeni bozması ise, yasalara uymamak, kanunları çiğnemek, devleti yıkmaya yönelik isyan içinde bulunmaktır. Ayrıca üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmemek, ilim ve bilim yolunda ilerlememek, fuhuş, ahlaksızlık, hırsızlık, yalan ve dedikodu gibi hususları yaygınlaştırmaktır. Diğer bir yandan da, dış güçlerin yıkıcı ve bölücü sözlerine inanarak, eylem yapmak, devletine ve milletine karışı yıkıcı hareketlerde bulunmak şeklinde oluşmaktadır. Bir devlet ya da toplumda adaletin oluşturulması için, ilk önce ülke idaresinin EHLİNE verilmesi gerekmektedir. Ehil ise, bilen ve koruyan anlamını içermektedir. Öyleyse idareci olanın, ülkesini, vatandaşını, ihtiyaçlarını, ne yapılıp ne yapılmayacağı hususlarını bilen, kültürlü kişi olması gerekmektedir. Ayrıca toplumun selametine yönelik, toplumun bünyesine ve kanun yapma tekniğine uygun mevzuat tanzim edilmeli, kişilere mahsus koruyucu yasa çıkartılmamalıdır. Diyelim ki şartlara uygun mevzuat tanzim olunmuştur. Bu mevzuat uygulanırken, mevzuatın RUHUNA ve LAFSINA uygun yorumlar yapılarak, genel kanunun, özel kanunun ve genel kanunla genel kanunun, özel kanunla diğer özel kanunlar dikkate alınmalı, kanunların yürürlülük tarihleri de dikkate alınarak, değerlendirilme yapılmalıdır.

ADALETİN TECELLİSİ
17 Ağustos 2019 Cumartesi 23:18

ADALETİN TECELLİSİ

Adalet, hak ve hukuka uygunluk, hakkı korumak gözetmek ve doğruluktur. Sosyal adalet ise, toplumun her üyesinin aynı temel haklara, korumaya, fırsata, yükümlülüklere ve sosyal olanaklara sahip olma koşuludur. Toplum içinde yaşayan bütün fertlerin, insan olmak sıfatıyla sahip bulundukları her türlü sosyal, ekonomik, siyasi hak ve özgürlükleri eşitliğinin sağlanmasıdır.
Gerek adalet ve gerekse sosyal adalet ile ilgili hususlar, “ ADALET “, “ SOSYAL ADALET “, “ HUKUK DEVLETİ “ ve “ YASA YAPIMI VE UYGULANMASI “ başlıklı yazılarda izah olunduğu için, konunun teşkili ile ilgili hususlara bu yazıda dokunulmayacaktır. Bu nedenle yazının konusunu, adaletin nasıl oluşturacağı hususu olacaktır.
Bir devlet ya da toplumda adaletin oluşturulması için, ilk önce ülke idaresinin EHLİNE verilmesi gerekmektedir. Ehil ise, bilen ve koruyan anlamını içermektedir. Öyleyse idareci olanın, ülkesini, vatandaşını, ihtiyaçlarını, ne yapılıp ne yapılmayacağı hususlarını bilen, kültürlü kişi olması gerekmektedir. Ayrıca toplumun selametine yönelik, toplumun bünyesine ve kanun yapma tekniğine uygun mevzuat tanzim edilmeli, kişilere mahsus koruyucu yasa çıkartılmamalıdır.
Diyelim ki şartlara uygun mevzuat tanzim olunmuştur. Bu mevzuat uygulanırken, mevzuatın RUHUNA ve LAFSINA uygun yorumlar yapılarak, genel kanunun, özel kanunun ve genel kanunla genel kanunun, özel kanunla diğer özel kanunlar dikkate alınmalı, kanunların yürürlülük tarihleri de dikkate alınarak, değerlendirilme yapılmalıdır.
Adaletin sağlanmasında en önemli husus, kişilerin fikir ve düşünceleri, hırs ve kinleri değil, mevzuat hükümlerinin esas alınmasıdır. İkinci husus ise, hem olayın ve hem de mevzuatın Normlar ilkesine uygun, yasanının gerekçesi, amaç ve gayesi ile başlık ve kenar başlıklara göre yorumlarının yapılmasıdır. Şayet yasalarda uygulanabilir hüküm bulunmaması halinde de, TMK. birinci maddesinde yazılı husus uygulanarak çözüm getirilmesi gerekmektedir. İşte o zaman adalet sağlanacak ve kamu düzeni korunacaktır.
Bütün bunlara rağmen ehil olmayan kişilerin makam ve mevkilere getirilmesi ve bunların, yasaları yorumlayarak adaleti sağlamaları gerekirken, yasalardaki hükümleri gale almadan, şahsi görüş ve anlayışlarına dayalı uygulama yapmaları, hem vatandaşı mağdur edecek, hem yargının iş hacmini artıracak ve hem de, kamu düzeninin bozulmasına sebep olunacaktır.
Eğer ki, ülkede adalet sağlamak ve bu vesile ile kamu düzeni korunmak isteniyorsa, ilk önce ehil ve kültürlü adamların göreve getirilmesi gereklidir. Her kim olursa olsun, görevlinin yasa hükümlerinden ayrılmaması sağlanmalı, görevli, şahsi hırs, bencil düşünce, çıkarcı, ben dedim oldu zihniyeti düşüncesinden uzak kişi olmalıdır.
Yukarıda belirtilen bilgiler ışığı altında, iyi bir araştırma ve değerlendirme sonucu, TEK olan doğrunun tespiti halinde, adalet sağlanmış olacaktır. Çünkü doğru birdir, daha fazlası olamaz. Bunun dışında, adaleti gerçekleştirecek olanlar, bir gün aynı adaletsizliğin altında kalacaklarını unutmamalıdırlar. Makam ve mevkii yi çıkar için kullanmak isteyenler şunu iyi bilmelidirler ki, Makam ve mevkiiler kimseye baki değildir.

Başkan Erdoğanın son günlerde sürekli bu konu üzerinde durması ve açıkların kapatılması için derhal adalet bakanlığının kordineli bir şekilde çalışma yapmasını istemesi tamda yeni başkanlık sisteminde ve yeni türkiyenin temelinde çok sağlam bir yargı sisteminin hayata geçirilmesi ülkemizi hak hukuk ve adalet yönünden çok üst seviyelere getireeceğine inanıyoruz.

DÜZENİN SAĞLANMASI

Düzen, insanının isteği olan can, mal ve namus güvenliğini gerçekleştirecek isteminin korunmasını sağlayan bir husustur. Düzenin olmadığında can, mal, namus, hak, hukuk her zaman tehlikededir. Düzeni oluşturacak husussa, insanların yasalar uygun hareketleri ve diğer yandan da adaletin sağlanmasıdır.
Düzen, insanının yemek ve su gibi ihtiyaç duyduğu bir husustur. İnsanının buna her zaman ihtiyacı vardır. Düzeni kimi zaman devlet ve kimi zamanda toplumun bozduğu da bir gerçektir. Bu da, devletin adil davranmaması, toplumunda adil olmamasından kaynaklanır.
Devletin düzeni bozması, toplumda düzeni sağlayacak adil kanunları oluşturmaması, yapılan yasaların uygulanmaması ve böylelikle toplumdaki düzen ve disiplinin bozulması suretiyle kaos yaratılmasıdır. Toplumun ilerlemesi ve gelişmesi için gerekli adımların atılmaması, netice olarak ta, devletin kendi toplumuna haksızlığı şeklinde tecelli etmesidir.
Toplumun düzeni bozması ise, yasalara uymamak, kanunları çiğnemek, devleti yıkmaya yönelik isyan içinde bulunmaktır. Ayrıca üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmemek, ilim ve bilim yolunda ilerlememek, fuhuş, ahlaksızlık, hırsızlık, yalan ve dedikodu gibi hususları yaygınlaştırmaktır. Diğer bir yandan da, dış güçlerin yıkıcı ve bölücü sözlerine inanarak, eylem yapmak, devletine ve milletine karışı yıkıcı hareketlerde bulunmak şeklinde oluşmaktadır.
Ülkede düzeninin sağlanması için, devlet ve toplumun birbirine saygılı olması, adaletsizliklerden kaçınılması gereklidir. Bunun içinde her iki tarafta, üzerine düşen görevi gereği gibi yerine getirmelidir. Aksi halde, doğacak düzensizlik sonucu, her ikisinin de zarar görmesi olasıdır.


Kaynak: Kamu Saati Özel

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Guncel Son Dakika Kamu, Memur Haber