AYM'den disiplin cezaları ile ilgili örnek karar

Anayasa Mahkemesi 19.11.2020 tarihli ve 2018/21784 nolu Bireysel Başvuru sonucunda disiplin cezalarıyla ilgili önemli bir karara imza attı.

AYM'den disiplin cezaları ile ilgili örnek karar
12 Ağustos 2021 Perşembe 10:23

Anayasa Mahkemesi 19.11.2020 tarihli ve 2018/21784 nolu Bireysel Başvuru sonucunda disiplin cezalarıyla ilgili önemli bir karara imza attı.

OLAY VE OLGULAR

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

Başvurucu, Giresun'da bir ortaokulda görsel sanatlar öğretmeni olarak görev yapmaktadır.

Başvuruya Konu Davadan Önceki Disiplin Cezası Süreci

Görev yaptığı Ö. Ortaokulu Müdürlüğü tarafından 31/5/2016 tarihli yazı ile başvurucunun 20/5/2016 günü rapor teslimi için okula geldiğinde okulun bazı yerlerinin, nöbet defteri gibi bazı doküman ve belgelerin fotoğraflarını çektiği gerekçesiyle kendisinden savunması istenmiştir.

Anılan okulun 13/6/2016 tarihli yazısı ile başvurucu, okulun ve bazı dokümanların fotoğrafını çekmiş olması sebebiyle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (e) alt bendi gereğince uyarı cezası ile cezalandırılmıştır.

Başvuruya konu dava süreci nasıl işledi?

Ö. Ortaokulu müdürü tarafından 22/6/2016 tarihinde Eynesil İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne hitaben başvurucu hakkında yasal işlemlerin başlatılması talebiyle şikayet dilekçesi verilmiştir. Dilekçede; başvurucunun okul müdürü yardımcısının odasına sert bir şekilde girerek kursların kapatılması gerektiğini söylediği, okul müdürü hakkında diğer öğretmenler ve okul çalışanlarına kışkırtıcı beyanlarda bulunduğu, raporunu vermek için okula geldiğinde okulun bir kısım yerlerinin ve bazı dokümanların fotoğraflarını çektiği, nöbet görevini usulüne uygun olarak yerine getirmediği hususları yer almıştır.

Şikayet dilekçesi üzerine 12/7/2016 tarihinde başlatılan soruşturma 20/10/2016 tarihli soruşturma raporu ile sona ermiştir. Soruşturma raporu sonucunda başvurucunun idari yönden il içinde başka bir okula atamasının yapılması, disiplin yönünden ise tevhiden kınama cezası ile cezalandırılması teklif edilmiştir (bkz. §13).

Başvurucunun 28/11/2016 tarihinde soruşturma raporunda getirilen teklif uyarınca A. Ortaokuluna ataması yapılmıştır.

A. Ortaokulunun 20/1/2017 tarihli işlemi ile başvurucu hakkında 20/10/2016 tarihli soruşturma raporu gereğince şu şekilde disiplin işlemi tesis edilmiştir:

- Okul aile birliği başkanının da bulunduğu ortamda Müdür Yardımcısı A.A. ile nezaket sınırlarını aşmak suretiyle sert bir şekilde tartışması sebebiyle uyarma,

- Beden eğitimi öğretmeni ve okul müdürüne A.A.nın arkalarından konuştuğunu söylemek suretiyle öğretmen ve müdürün müdür yardımcısı ile aralarını açmaya çalışması sebebiyle uyarma,

- Yetiştirme kurslarının kapanmasında A.A.nın etkili olduğunu söylemek suretiyle öğrenci velilerini A.A.ya karşı kışkırtması sebebiyle uyarma,

- Okuldaki bazı evrakın ve okulun bazı bölümlerinin fotoğraflarını çekmek suretiyle öğretmen ve okul yöneticilerini tedirgin etmiş olması sebebiyle kınama cezası ile cezalandırılması gerektiğinden tevhiden kınama cezası ile cezalandırılması, 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince uyarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Başvurucu, uyarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemin iptali talebiyle Ordu İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır.

Mahkeme 9/11/2017 tarihli kararıyla disiplin soruşturması ve ekindeki tanık ifadeleri ile dava dosyasında yer alan diğer bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda başvurucu hakkında isnat edilen eylemlerin sübuta erdiği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

Başvurucunun istinaf istemi Bölge İdare Mahkemesince, mahkeme kararının dayandığı gerekçenin usul ve hukuka uygun bulunmuş olması sebebiyle reddedilmiştir.

Nihai karar başvurucuya 18/6/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Başvurucu 17/7/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

Mevzuatta konuyla ilgili neler yer alıyor?

657 sayılı Kanun'un "Zamanaşımı" kenar başlıklı 127. maddesi şöyledir: "Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren;

a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına,

b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına, Başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar.

Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar."

Danıştay Onikinci Dairesinin 14/10/2019 tarihli ve E.2018/10107, K.2019/7550 sayılı kararı şöyledir: "Sonuç olarak, davacının işlediği ileri sürülen üç ayrı fiili nedeniyle hakkında tesis edilen dava konusu disiplin cezasının incelenmesinden, davacının üzerine atılı bir fiilin sübut bulmadığına, bir fiili ile ilgili soruşturmaya başlama zamanaşımı süresinin geçirildiğine karar verilmiş ise de, davacının üzerine atılı A.C.'yi tehdit ettiğine ilişkin fiilin sübuta erdiği görüldüğünden dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir."

İncelemede hangi gerekçelere yer verildi?

Mahkemenin 19/11/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

Başvurucunun İddiaları

Başvurucu; okulun bazı bölümlerinin fotoğrafının çekilmesine ilişkin eylemle ilgili olarak daha önce ceza verildiğini, cezaya konu olan eylemlerin meydana geldiği tarih ile disiplin amirinin eylemleri öğrenme tarihinin aynı olduğundan soruşturma zamanaşımı süresinin geçtiğini iddia etmiştir. Başvurucu aynı soruşturma kapsamında iki defa savunma alındığı, delillerin değerlendirilmesinde takdir hatası yapıldığı, başvuru formunda belirttiği bu hususların Mahkeme gerekçesinde karşılanmadığı, Mahkeme tarafından delillerin yeterince incelenmediği gerekçeleriyle adil yargılanma ve gerekçeli karar hakkı, aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakları ile masumiyet ve ayrımcılık yasağı ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Değerlendirmede neler yer alıyor?

Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

''Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun yukarıda belirtilen iddialarının özünün Mahkemece delillerin incelenmediğine yönelik olduğundan başvurunun adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında bir inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.

Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasına "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama hakkı metne dahil" edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Avrupa İnsan Hakalrı Sözleşmesi'nde düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban, B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 53).

Mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

Uyuşmazlığın çözümünde etkili olan maddi vakıaların değerlendirilmesi, yorumlanması ve nitelendirilmesi derece mahkemelerinin takdirindedir. Maddi vakıalar, uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarından farklı olarak sadece somut bir olayı ilgilendirdiğinden ancak somut olayın koşulları çerçevesinde yorumlanabilir ve anlamlandırılabilir (Özlem Terzioğlu, B. No: 2014/19341, 21/11/2017, § 45).

Danıştay Onikinci Dairesinin konuyla ilgili kararlarında ise özetle 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinde yer alan "fiillerin işlendiğinin öğrenildiği tarih" ibaresinden, disiplin cezası gerektiren bir fiil işleyen memurun bu fiilinin disiplin cezasını vermeye yetkili amirlerce somut delillerle öğrenildiği tarihin anlaşılması gerektiği belirtilmektedir. İhbar ve şikayet yoluyla disiplin cezası gerektiren fiillerin yetkili amirlere duyurulması üzerine disiplin cezası vermeye veya soruşturma açmaya yetkili amirlerin fiilin suç niteliğini taşıyıp taşımadığı hususunda bir inceleme yapmaları veya yaptırmaları ve fiilin disiplin suçu vasfını taşıdığına kanaat getirmeleri üzerine de bizzat veya soruşturma emri ile tayin edecekleri muhakkikler yolu ile derhal soruşturmayı başlatmaları gerekmektedir. Bu durumda soruşturmaya başlama zamanaşımı, fiilin suç vasfını taşıdığının öğrenildiği günden itibaren işlemeye başlayacaktır (Onikinci Daire, 12/2/2012, E.2009/5515, K.2012/4097; Onikinci Daire, 26/11/2013, E.2011/528, K.2013/8830; Onikinci Daire, 14/12/2012, E.2009/9266, K.2012/11130; Onikinci Daire, 30/5/2014, E.2013/7885, K.2014/4484).

Somut olayda başvurucu hakkında dört farklı eyleme ilişkin olarak uygun görülen kınama cezasına yapılan indirim sonucunda uyarma disiplin cezası uygulanmıştır. 657 sayılı Kanun'un 127. maddesine göre uyarma cezasının eylemin öğrenilmesinden itibaren bir ay içinde soruşturmanın başlatılması gereken disiplin suçlarından olduğu görülmektedir. Başvurucu bir aylık soruşturmaya başlama zamanaşımı süresinin disipline konu eylemlerden disiplin amirinin haberdar olma tarihinin esas alınması gerektiğini belirtmekte fakat hangi eylemin hangi tarihte meydana geldiği ve disiplin amirinin söz konusu eylemleri hangi tarihte ne şekilde öğrendiğine ilişkin olarak başvuru formunda bir beyan bulunmamaktadır.

Önemle belirtilmelidir ki bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesinin görevi başvurucunun başvuru formunda ileri sürdüğü gerekçelerle sınırlı bir incelemeyi kapsamaktadır. Başvurucunun bireysel başvuru formunda mağduriyetini gösteren açıklamaları yapmaması ve/veya mağduriyetine dayanak olarak ileri sürdüğü hususları delillendirmemesi durumunda Anayasa Mahkemesi başvurucu yerine geçerek delil toplama ve ihlal iddialarını gerekçelendirme görev ve yükümlülüğüne sahip değildir (Mustafa Akaydın, B. No: 2015/14800, 8/1/2020, § 27).

Bununla birlikte Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve dayanılan Anayasa hükmünün kendisine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan delilleri ve ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ile deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20; Ünal Yiğit, B. No: 2013/1075, 30/6/2014, §§ 18, 19).

Başvurucunun zamanaşımı iddiası dışındaki şikayetleri yönünden ise; uyuşmazlığa ilişkin maddi vakıaları değerlendirmenin, yorumlamanın ve nitelemenin derece mahkemelerinin takdirinde olduğunun altı çizilmeli, başvurucunun dört farklı eylemi hakkında tek bir disiplin cezası uygulandığı da ayrıca belirtilmelidir. Mahkeme gerekçesinde disiplin soruşturması dosyası kapsamında bulunan rapor, deliller ve tanık beyanlarının esas alınması suretiyle başvurucu hakkında isnat edilen her bir eylemin sübuta erdiği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Derece mahkemesinin bu yorumunun bariz takdir hatası veya keyfilik içerdiği değerlendirilmemiştir. Bu nedenle somut başvuruda açık ve görünür bir ihlal bulunmamaktadır.

Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.


Kaynak: Kamu Saati Özel
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Guncel Son Dakika Kamu, Memur Haber