CAN YARASI


Hüseyin Çolak

Hüseyin Çolak

Okunma 20 Aralık 2018, 20:02

 Değişir pencereler, bütün soluk renkler de… Dönüşür yüzler, değişir mevsimler de. Lâkin ne annelerin yüzündeki hüzün değişir ne de pencere önlerinde sessiz ve derin bekleyişler. Acıdan bir çıdam kalır boyaları dökülen yorgun, ahşap çerçevelerde.

‘Yalnız sen geç sokağımdan, yaban tabanlar değmesin topuğunun dokunduğu yere’  diyen anneler, hasretin terinden üretir hüznü de kederi de. Düşünce gökyüzünden güneşin de dizleri kanar mı? Sarınsan anıları fırtınalara inat ıslanır mıydı çocuk alınları?

Gün gelir kendiliğinden kapanır bütün sosyal medya hesapların, yeni bir hesap açılır adına, hiç haberin olmadan senin. Soğuk bir ses ilan eder son yolculuğunu ‘aradığınız numara kullanılmamaktadır‘ anonsuyla. Bir Temel Matematik simgesinden ibaret kalır, nice telefonlarda adınla ya da çağrıştırdığınla kayıtlı olan o sıralı rakamlar da.

Üşür tuşları telefonların, kasılır boğumları parmakların. Durgun sulara dingin köprüler yaraşır. Nice defineler barındırır içimizde, yoksul sözlerin sarrafına.

Umurunda mıdır dünyanın eksilen saatleri, en yorgun yerinden ağrırken gözlerin. Kurumadan arala kalbinin kapılarını, payla gülüşünü, üleştir korkularını. Bilirsin, hüzün hazinemizdir bizim.

Adın büyür var olmak ağrısından, lakin büyümez adımları kalbi enkaz altında kalan avlu dolusu hıncahınç suretlerin. Dilinde dünden kalma kelimeler, bir gün batımına bedel, uzamaz gölgesi ölülerin.

Ay ışığında buğday harmanı gibi ışıldarken, bindallı basmalarda sırılsıklam soluklanan yüzün, mutluluk mevsimler gibiydi konup göçen. Günler kısalırdı yasını tutarken taze bir ölünün, gençken ölüme erken diyen kim varsa bilmezdi gecelerin ne denli uzadığını derinden.

Mezarlar gökdelenlere karşı durur, elleri duayla yıpranan minarelere inat. Acıyı saçlarına taç yapan anneler yıkıntılar arasında kaskatı uyuyan adı konmamış çocuklara ninni söylerken.

Hayata en güzel ölüm tutunur, ahşap bir tabutun iç açılarının toplamından daha büyüktür iç acılarının toplamı. Sekmez kılıcı ulu kaderin, çünkü ölüm hiçle çarpar bütün dinmeyen muannit acıları.

Ayracı olmayan bir kitabı okumak gibi manzum bir mahzunluktur ömür, mahzeninde insan yontuları barındıran. Anladıkça anarmış insan, kaygılı dağların zikrini, kırgın kırlangıçların kalbine yönelen ıssız göç döngüsünü.

Hep eksik kalan bir yanı var yaşadıklarımızın, elifle bilmeye başlar, elifte bitmeye yüz tutan. Unutmak hataları büyütmeye yetiyor aslında. Yaşanmışlıklardır oysa çözen, sağlaması en kolay denklemi, ölümle uslanmayan rızalığı sıtma hükmünde.

Gün gelir telaşla uçar martılar, karışarak gökyüzünün rengine. Gümüş kanatlarında saklı, denizin mavisini taşır gözlerine. Avcıdan saklanan sülüne benzer gizemli yüzün, eski bir masal hüznü gibi eşiklerden taşan gözyaşlarında.

Akşamla başlar aşkın nakıştan dokunuşu, hangi harfe yaslansa kelimeler. Kelimeler ki kelimelerle çarpışmak hevesinde, hayrete hayret ederken. Derinlerde istiflenen yaralar gibi debelenen heceler.

Gelincik tarlalarına ilk yağan yağmurla gel, kalbim üstüme üstüme yürürken. Yollar mı kanatır ayaklarını dervişlerin, güneşe doğru yol alırken. Serin sözler sererdin öykülerime, yüzüm yüzüne değer gibi ne zaman söz etsen kutsal metinlerden.

Alnının alnacında durulan sular gibi, “aklımdasın” diyenlerin yerine “saklımdasın” diyen dostlar biriktirmeli insan. “Dünya hayatı su gibidir” (10/24) sesli mesajının çağrısına kulak asan.

Canının yarısı, canının yarasına dönmeden bir uçurumun kenarında bırak hatıraları ardına bakmadan. Rüzgâr alıp götürsün uzaklara, can yarası cam kesiğine benzemez hiç bir zaman.  

Karmasaydın beni sırrınla, nasıl tutunurdu dal kırıldığı yere? Sağalır mıydı kapanmayan yaralar, ürpermese kanayan toprak çağrınla? Kaderde kanadı olmasaydın nasıl konardı kuşlar korkuluklara? İklimler nereye göç ederdi, buyruğun olmasa hayta rüzgârlara?

Sen göndermeseydin beyaz kırlangıçları, kar yağar mıydı kaldırımlara? Kılıcınla yarmasaydın kalbini bulutların, nasıl düşerdi yağmur sardunyalara? İlk harfi gibi bir alfabenin, kim açardı kucağını pişmanlıklara?

Irmaklardan kabaran köpük, gök gürültüsünde kopan ses, sağanak bir yağmur gibi mahcupluğun yüzüne serpilen nefes… Hepsi senden bir haber taşır diye yongalanan kalbimi sunuyorum sana.

Hüseyin ÇOLAK
Ankara- 19 Aralık 2018
 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
@Sema colak - 6 ay önce
Kaleminize yüreğinize sagik...
Avatar
Nurhan SUNAY - 6 ay önce
Kaleminize sağlık, ihtiyacımız olan bir dokunuştu.
Misafir Avatar
Huseyin COLAK - 6 ay önce @Nurhan SUNAY
Teşekkür ediyorum Nurhan Hanım. Var olunuz.
Avatar
Akif - 6 ay önce
Her cümlesi ayrı bir güzel.
Cümleleri iki kez okumak zorunda kaldım.
Anlamadığından değil, çok güzel olduğundan.
Yüreğine sağlık değerli hocam.
Misafir Avatar
Huseyin COLAK - 6 ay önce @Akif
Teşekkür ediyorum Akif Bey. Selamlar
Avatar
Aydın Eroğlu - 6 ay önce
Kalemine yüreğine sağlık Hüseyin hocam
Tebrik ederim İnçi gibi dizmişsin kelimeleri
Buket Buket cümlelere dönüştürmüşsün
Misafir Avatar
Huseyin COLAK - 6 ay önce @Aydın Eroğlu
Teşekkür ediyorum Aydın Bey Hocam. Selamlar
Avatar
Efendi GÖZÜM - 6 ay önce
Analar, Afganlı, Iraklı, Suriyeli, Yemenli, Doğutürkistanlı ve daha niceleri yüreğimizi cam kırıkları gibi sızlatıyor.Hepsini anlıyorum da;çocukların acı çekmesini yorumlamakta güçlük çekiyorum.İmdat çığlıklarını duyan birileri olmalı diyorum.
Allah'a emanet olunuz Muhterem Hocam! Tebrikler!
Misafir Avatar
Huseyin COLAK - 6 ay önce @Efendi GÖZÜM
Allah razı olsun Efendi Ağbi. Selamlar
Avatar
Nurhayat - 6 ay önce
Kaleminiz bereketlensin. Bir solukta okunası bir yazı.
Misafir Avatar
Huseyin COLAK - 6 ay önce @Nurhayat
Teşekkür ediyorum Nurhayat Hanım. Selamlar

Guncel Son Dakika Kamu, Memur Haber