banner120
 Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriyelileri vatandaşlığa alacağız dedi, kıyamet koptu.

 Şimdi herkesin gündemi Suriyelilerin vatandaşlığa alınıp alınmaması oldu.

 Ülkemizde ciddi sayıda bir kesim Suriyelilerin vatandaşlığa alınmasını istemiyor.

  Hatta bunun için sosyal medyada değişik kampanyalar bile başlatmışlar.

 Bu kampanyalarında da memleketinden koparılıp buraya gelmek zorunda bırakılan Suriyelilere galiz hakaretlerde bulunuyorlar.

 Suriyelilerin vatandaşlığa alınmasına bir kısım insanların karşı çıkması gayet normal.

 Çünkü bu gezici, paralel, terör sevici tayfanın herhangi bir fikre karşı çıkması için o düşüncenin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait olması fazlasıyla yeterlidir.

 Bizi asıl şaşırtan, milliyetçi çevrelerle bazı muhafazakâr geçinen çevrelerin - ya da muhafazakârlıktan geçinen -  bu muhalefete katılması, onlarla aynı düşünceyi paylaşmasıdır.

 Suriyelilerin vatandaşlığa alınmasına karşı çıkma nedenlerine bakınca da gerçeklerden uzak, hamasi birtakım sözlerden öteye gidemedikleri anlaşılıyor.

 Çünkü tarih bilgilerinin ve bilinçlerinin çok zayıf olduğu görülüyor.

  Onlar Türkiye’nin niçin vatan olduğunun farkında bile değiller.

 Suriyeliler ülkelerinden kaçmamalılarmış, orada kalıp savaşarak şehit olmalılarmış, zaten şehit olunca cennete gideceklermiş ve benzeri bir yığın sözlerle sürece karşı çıkıyorlar.

 Onlara bu aklı verenlere şanlı tarihimizi bir kez daha hatırlatalım.

  Suriyelilerin vatandaşlığa alınmasına karşı çıkanlar bilmiyorlar ki şu anki sınırlarımız çizileli yüz sene bile olmadı.

  Biz Suriye’yi bundan yüz sene önce Adana’ya, Yozgat’a, Edirne’ye, Antep’e atar gibi tayin ettiğimiz valilerle yönetiyorduk.

 Ne oldu da elin gâvurunun kalemle en zayıf anımızda çizdiği sınırlar bu kadar keskin hale geldi?

  Orası daha iki üç nesil önce bizim topraklarımız, oradakiler de bizim vatandaşımızdı.

 Bakınız şu ifade Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı kitabından alıntıdır:

-“Biz eğer Vardar’ı, Trablus’u, Girit’i ve Medine’yi bırakırsak Türk milleti yaşayamaz sanıyorduk.”

 İşte şimdi Vardar’ı, Trablus’u, Girit’i ve Medine’yi bırakınca yaşayamayız diyenlerin torunları ne yazık ki Suriyelilere el gözüyle bakıyor.

 Refik Halit Karay, Gurbet Hikâyeleri kitabında Şam ve Bağdat’tan bahsederken:
  • Gün gelip de çölleri böyle uçaklarla kolayca aşacağımızı düşündükçe kaybettiğimiz o yerlere büsbütün yanarım.” der.
 İşte sen tarihinden kaçsan da tarihin gelip seni yakalıyor.

 Sen istesen de istemesen de Doğunun da Batının da gözünde Osmanlısın, İslamsın.

  Tarihinden ve kaderinden kaçamadın, kaçamayacaksın.

  Suriye’de, bir zalimin elinde kendisinin ve evlatlarının ölümünü beklemektense peygamberimizin sünneti olan hicrete başvuranlara elbette kucak açacağız.

  Peygamberimiz de bir muhacirdi.

 Allah bugün bizi muhacir olmakla değil Ensar olmakla sınıyor. Bırakın Muhacirlikle sınanmayı Ensarlıkla sınanmayı bile veremeyecek miyiz?

 Yarın Allah korusun benzer bir zulümle biz karşılaşsak inanın memleketi ilk terk edecek kişiler bugün Suriyelilerin vatandaşlığa alınmalarına karşı çıkanlar olacaktır.

  Çünkü onlar Türkiye’yi bir vatan olarak değil bir toprak parçası olarak görüyorlar.

 Onlara göre Türkiye yedi yüz seksen bin kilometre karelik bir toprak parçasıdır.

 Onlar sanıyorlar ki biz bu Suriyelileri alırsak metre kareye düşen insan sayısı artacak.

Gayri safi milli hasıla düşecek.

 Hayır!

Türkiye’yi metrelerle, kilometrelerle ölçecek adamın burada işi yok. Türkiye’nin sınırları ve yüreği mazlumları, kimsesizleri barındıracak kadar geniştir.

 Eğer sırtını terör örgütüne dayayan vatan hainlerini vatandaşlıktan atmak yerine mecliste bile barındırıyorsak Suriyelilere de kucak açmalıyız.

 Eğer yabancı ülkelerin istihbarat örgütleriyle birleşip kendi ülkesine kumpas kuran paralel unsurlar vatandaşlıktan atılmıyorsa Suriyelileri de vatandaşlığa almalıyız.

 Eğer Gezi eylemlerinde memleketimizi ateş topuna çeviren Vandalların vatandaşlık hakları aynen devam ediyorsa Suriyelileri de bağrımıza basmalıyız.

 Buradan Suriyelilerin vatandaşlığa alınmasına karşı çıkanlara sadece şunu söylüyoruz:
 -Hadi ordan!
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
GERÇEKÇI ANALIZ 5 ay önce

Sayın yazar şu işin aslını kıvırmadan gerçeği yazsana desene Bunlar tayyibe yani bir şekilde bize güvenip bu hale düştüler . Yani suçumuz büyük mecburuz onlara yardım etmeye . Biz kışkırttık onları maalesef.şimdi yarı yolda bırakamayız desene

Avatar
MEHMET HEKİM 5 ay önce

Kalemine kuvvet, yüreğine dimağına sağlık Hakan bey.

Ensar olmanın önemini hatırlatan çok yerinde ve özlü bir analiz.

Avatar
İrfan 5 ay önce

Şurası unutulmamalıdır ki dünyanın ve tüm evrenin sahibi yalınız Allah dır. Düşmez kslkmsx

Avatar
İrfan 5 ay önce

Şurası unutulmamalıdır ki dünyanın ve tüm evrenin sahibi Düşmez Kalkmaz bir olan Allah dır. Rabbim bu imtihanı başarı ile geçmeyin millete nasip etsin.

Avatar
ayşesanem 5 ay önce

Peki Suriyeliler vatandaş oldular diyelim bir kaç sene sonra canlı bomba olarak sağda solda kendi kendilerini patlatmayacaklarını nereden bileceğiz? Garantisini veriyor musunuz?

Avatar
Selim 5 ay önce

Allah razı olsun. Özellikle muhafazakar insanların düşünmesi için güzel bir yazı olmuş. Yüreğine sağlık.

Avatar
Muhalif kalem 5 ay önce

Hakan bey yazınızı hamaset edebiyatı açısından değerlendirirsek güzel bir örnek ancak artık ülkeler ekonomiler diplomasiler bu hamasetlerini çok uzağında kurgulanıyor. Zaten dış siyasette geldiğimiz son noktada bu hamasetin be derecede uygulanabilir olduğunu bize gösteriyor vesselam

Avatar
Adaş 5 ay önce

Hakan bey Rabbim bizleri sınav verenlerden olalım