Bir sendika için Anayasa neden bu kadar önemli? Eğitim Bir-Sen Şube Başkanı Şenol Metin açıkladı - Kamu Saati
Öne Çıkanlar resmi gazete İstanbul Ankara meb euro

Bir sendika için Anayasa neden bu kadar önemli? Eğitim Bir-Sen Şube Başkanı Şenol Metin açıkladı

Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim Bir-Sen) Konya 2 Nolu Şube Başkanı Şenol Metin ile Anayasayı ve Referandumu konuştuk. Bir Sendika için Anayasa ne kadar önemlidir? Memurlara ve Sendikacılara siyaset yasağı kaldırılmalı mıdır? İşte Şenol Metin ile referandum ve anayasa ile ilgili önemli açıklamalar haberimizde. 

Sizin Anayasa ile ilgili defaatle açıklamalarınız oldu, yazılarınızda da Anayasayı gündemden düşürmüyorsunuz. Bir sendika için Anayasa neden bu kadar önemli, niye bu kadar sık gündeme getiriyorsunuz?

Anayasa devletin organlarını, bu organların birbiri ile etkileşimini, güç paylaşımını ve en önemlisi devletin milleti ile hukukunu düzenleyen metin olarak tanımlamak mümkün. Yani bir anayasa metnini incelediğimizde ülkedeki güç dağılımını, ülkeyi  kimin yönettiğinin cevablarını bulabiliriz. Eğitim-Bir-Sen’de bu güç dağılımında safını milletten yana belirleyen bir millet kuruluşu olarak STK olarak Referenadum doğrudan bizi ilgilendiriyor.

Önümüzdeki nisan ayına kadar gündemimizin Anayasa Referandumu olacağı açık. Türkiye’nin yeni bir Anayasa’ya ihtiyacı olduğunu, bu yeni anayasanın bir zihniyet dönüşümü ile birlikte Yeni Türkiye’nin inşasında önemli bir kilometre taşı olduğunu 2006’li yıllardan beri defaatle zikrettik. Nisan 2017’de önümüze gelecek olan Anayasa Değişikliği, 1960 Anayasası ile kurulan ve 1982 Anayasası ile pekiştirilen ‘Milli İradenin Anayasal Bürokratik Kurumlar Üzerinden Kontrolü’ paradigmasını işlevsiz kılacağı için önemlidir. Gönlümüz sıfırdan bir anayasa yapılmasından yana idi. Ancak mümkün olamadı. Parlamento aritmetiği izin vermedi. Siyaset, makulü realize etme sanatı olarak değerlendirdiğimiz için toplumsal kabulu daha iyisine odaklayana kadar makulü taleb etmeye ve gerçekleşmesi için çaba harcamaya devam edeceğiz.

Nisanda önümüze gelecek Anayasa değişikliği paketi ile ilgili söylenebilecek ilk şey, 2007 Anayasa değişikliklerinin devamı bir düzenleme olduğudur. Hatırlarsınız 2007 Anayasa değişikliği, gündeme  Kanadoğlu’nun icat ettiği 367 Hukuk Garabetinden sonra gelmişti.. Krizi meclis yönetemeyince Millet 15 Temmuzdaki gibi insiyatif alarak Cumhurbaşkanı seçme yetkisini uhdesine alarak krizi çözmüştü. 2007 Anayasa Değişikliği ile halk tarafından seçilen, halkın siyasal desteğine sahib güç kazanmış bir Cumhurbaşkanı modelinin, parlamenter sisteminin sembolik temsil düzeyi ile yetkileri sınırlı Cumhurbaşkanı modeli ile uyumlu olamayacağı o günlerde de tartışılmıştı. Zaten 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanına verdiği yetkiler normal bir parlamenter sisteminin cumhurbaşkanına verdiği yetkilerden çok fazla idi. Birde buna halk tarafından seçilmenin verdiği siyasal ve psikolojik güçte eklenince 2007 Değişikliklerinin Cumhurbaşkanının yetkileri bağlamında bir Anayasa değişiklikleri sürecini başlatacağı belli idi. Bu nedenle 2017 Nisan Referandumunu,  2007 yılında başlayan yarım bıraktığımız bir sürecin devamı olarak değerlendirmek mümkündür.

Senol Metin

Nisanda önümüze gelecek Anayasa değişikliği paketi ile ilgili söylenebilecek bir diğer husus, Haziran 2015 seçimlerinde oluşan parlamento aritmetiğinin hiçbir şekilde hükümetin kurulmasına izin vermeyecek olmasının yarattığı travmanın Anayasa değişikliğini gündemimize getirmesinde etkili olduğunu düşünüyorum. 2015 Haziran seçimlerinde Ak Parti %42 oy almasına rağmen hükümet kurmak için gerekli sayıda milletvekili çıkaramamıştı. Diğer partilerde bir araya gelemiyordu. Yapılabilecek yeni bir seçimde de  bu tablonun değişeceğine dair somut bir veri  yoktu. Türkiye kritik bir süreçte bir hükümet krizinde olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çizmiş olduğu stratejiyi büyük bir başarı ile uygulayan Hemşehrimiz Başbakan Ahmet Davutoğlu hükümet krizinin devlet krizi haline dönüşmesini engellemişti.  Ama parlamenter sistem için bu durum büyük bir defo idi ve bu defodan kurtulmanın en ideal çözümü  yasama-yürütme arasındaki kuvvetler ayrılığı sisteminin tesisi idi. Nisanda oylayacağımız husus esasında budur. Bir daha bu milleti hükümetsiz bırakmamanın, yönetim krizi yaşanmamasının tedbiridir. 

Referandumda ‘hayır’ diyen CHP’nin başını çektiği bir grup var. Birde Ak Parti ve MHP tarafından koordineli götürülen ‘Evet’ cephesi var. Öncelikle ‘hayır’ cephesinin argümanları ile ilgili ne demek istersiniz?

Öncelikle süreçteki algı mühendisliğine dikkat çekmek istiyorum. Bazen paranoya düzeyine erişen bir korkudan... Başkanlık sisteminin, bizdeki adı ile Partili Cumhurbaşkanlığı sisteminin diktatörlüğe zemin hazırlayacağı algısı… Unutulmamalı ki; Hitler parlamenter sistemle Başbakan seçilmişti, parlamenter sistem içinde demokratik kurallar ile başbakan olmuş ardından, Milli Şef, Führer, Hitler  olmuştu. Diktatörlükle mücadelede önemli olan toplumsal dokunun, sosyal genetiğin hukuk dışılığa direnme kapasitesidir. 15 Temmuz İhanet Kalkışmasında, Balyoz, Ergenekon Darbe süreçlerinde, 367 Hukuk Garabetlerinde, E-Muhtırada, 28 Şubat Post-Modern darbelerinde Milletimiz bu kapasitesini göstermiştir. 

Referandumla ilgili algı mühendisliği çalışmaların da dikkat çekilecek bir diğer hususta bir hükümet etme biçimi olarak Başkanlık Sistemi-Parlamenter Sistem tercihi ile ülkenin coğrafi alan esasında Devlet tercihi olan Üniter Devlet-Federal Devlet arasındaki tercihlerin bilinçli bir karıştırmaya tabi tutularak aynı düzlemde tartışılmasıdır. Başkanlık sistemi ile yönetilen federal devletler olduğu gibi üniter devletler de vardır. Veya parlamenter sistemle yönetilen Üniter Devletler  Türkiye gibi’  olduğu gibi Federal Devletlerde ‘Almanya gibi’ vardır. Algısal mühendisliğe izin vermeyelim.  

Referandumla ilgili algı mühendisliği çalışmaların da dikkat çekilecek son bir hususta devlet erkleri arasındaki kuvvetler ayrılığı ve kuvvetler arasındaki dengenin Başkanlık sisteminde yürütme lehine bozulduğuna dair algıdır. Bunun üzerinden Başkanlık sisteminin demokratikliğinin parlamenter sisteme göre daha sorunlu olduğu iddia edilmektedir.  Halbuki siyaset bilimi lisans düzeyinde okuyanlar dahi bilirler ki; bir ülkenin demokratikliğinin düzeyi parlamenter sistem veya başkanlık sistemi ile bağlantılı değil ülkenin yönetim kültürü ile ilişkilidir. Hele demokratikliğin koşulu olarak kuvvetler ayrılığını belirlemişsek kuvvetler ayrılığının en net biçimde uygulanması başkanlık sistemi ile mümkündür. Parlamenter sistem için ise kuvvetler ayrılığı parlamentonun içinden çıkan hükümet sistemi nedeni ile belirgin değildir. Hatta parlamenter sistem için kuvvetler ayrılığı değil işlev farklılığı kavramını kullanan bilim adamları bile vardır.   

Nisanda oylayacağımız paketin en önemli sonucu ülkenin hükümetsiz kalma ihtimalini ortadan kaldırmasıdır. Ama bu paketin kabulü halinde bize kazandıracağı bir şey daha var ki en az hükümetsiz kalma ihitmalinin ortadan kaldırılması kadar önemli… Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki anlayış farklılığının bir çatışmaya dönüşme potansiyeli… Çandarlı Halil Paşa ile Fatih  arasındaki çatışmayı Fatih ancak İstanbul’u fethettikten sonra elde ettiği karizmatik güçle çözebilmişti. Bu çatışmaları tarihimiz boyunca değişik boyutları ile hep yaşadık.  Turgut Özal, Cumhurbaşkanı, Süleyman Demirel Başbakanlığı dönemi ve hemen ardından Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanı, Tansu Çiller’in Başbakanlığı; hep çatışmalarla geçmiş, çoğu zaman ülkemiz için yurtdışında önemli temsil sorunları üretmiştir. Sonuç 1994 tarihimizin en ağır ekonomik krizlerinden birisi… Necmettin Erbakan Başbakan, Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı;  yoğun bir çatışma dönemi ardından 28 Şubat Postmodern darbesi,  Bülent Ecevit Başbakan, A. Necdet Sezer Cumhurbaşkanı, Anayasa Kitapçığı fırlatma ile başlayan 1999 ve 2001 yüzde 7500lü faizlerin görüldüğü Ekonomik Kriz, Recep Tayyip Erdoğan Başbakan, A. Necdet Sezer Cumhurbaşkanı; çıkmayan kararnameler, tarihin en vekaletli bürokratik yönetimi, İktidar partisine Kapattma davası, cumhuriyet mitingleri, Balyoz, Ergenokon Darbeleri…

Görüldüğü gibi parlamenter sistemin doğasında olan cumhurbaşkanı-başbakan dengesinin olduğu zamanlar ise hep kriz dönemleri  olmuştur. Ancak istisnai olarak parlamenter sistemin arzu etmediği ancak fiili olarak cumhurbaşkanı veya başbakandan birisinin baskın karakter olması nedeni ile oluşan dönemler ise görece istikrarın olduğu dönemlerdir. Adnan Menderes, Turgut Özal, Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı dönemleri ile Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı dönemleri gibi… Ancak bu durum parlamenter sistemin ideal tip olarak kurguladığı Cumhurbaşkanı-Başbakan dengesinin,  olmadığı dönemlerdir. 



Referandumda neyi oylayacağız;

Somut kazanımlara odaklandığımız takdirde, milletvekili seçilme yaşının 18’e düşürülmesi önemli bir kazanım. Milletvekili sayımız 550 den 600’e çıkıyor. Şehrimizin vekil sayısı 1 artacak. İnsan hakları ile ilgili önemli bir ihlal sayılan doğal hakim güvencesini yaralayan askeri yargı-genel yargı ayrımının ortadan kaldırılması demokratikleşme ve insan hakları bağlamında not edilmeli. Ancak referandumdan hemen sonra başta siyasal partiler kanunu ile seçim kanunu başkanlık sisteminin doğası ile uyumlu hale getirilmelidir. Dar bölge seçim sistemi ile gevşek parti örgütlenmesini tesis edecek düzenlemeler yapılmalıdır. Bu arada memurlara ve sendikalara siyaset yasağının kapsamı yeniden değerlendirilmelidir ve bu anlamsız yasak sonlandırılmalıdır. Bu siyasetin insan kaynağını yeniden yapılandıracağı için stratejiktir.

Son olarak söylemek istediğiniz eklemek istediğiniz bir husus var mı?

Öncelikle nisanda oylayacağımız Referandum süreci bürokratik elitler ile millet arasındak iktidar mücadelesinin bir parçası olarak okumak lazım. Referandumu 15 Temmuzdan ayrı düşünmek mümkün değildir. 15 Temmuzda meydanlarda verilen destansı mücadelenin hukuki bir forma kavuşturarak bir devlet sistemi haline getirebilmenin yolu olarak görmek lazım. Milletimiz kadim hafızasından gelen basireti ile doğru karar alabilme yeteneğini defaatle ispat etmiştir. Milletimize güveniyoruz. Endişeli modernler sizde milletinize güvenmeyi öğrenin. Endişeli modernlere bir sözde bir kısım sanatçı, akademisyen, sporcunun referandumda evet vereceğini açıklaması üzerinden başlatılan linç kampanyasına yönelik. Milletin gönlünde taht kurmuş Diriliş Filmi sanatçılara yaptığınız arsızlığın açtığı yaralar kapanmamışken son linç kampanyası artık size dur demenin vaktinin geldiğini göstermektedir. Millet referandumda size haddinizi bildirecektir. Bu milletin her bir ferdinin ‘hayır’ deme hakkı olduğu gibi ‘evet’ deme hakkı da vardır ve milletin kahır ekseriyeti sizin gibi düşünmemektedir. 



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.