Ajanslara düşen ve Başbakan Sayın Binali YILDIRIM Bey’i de gözyaşlarına boğan bir fotoğraf vardı ekranlarda. Siyah çarşaflı bir hanımefendi, bir kamyonun şoför koltuğunda devasa aracı sevk ve idare ediyor, yanında ona eşlik eden, ondan farklı bir giyip tarzını benimsemiş bir başka hanımefendi oturuyor, kamyonun kasasını ise hıncahınç dolduran genç erkekler de adeta Türkiye fotoğrafını tamamlıyordu.

Fotoğraf bundan ibaret değildi elbette. Kimi, milliyetçilik mefkuresinin sembolü olan kurt işareti ile kendini tanımlıyor, kimi de, işaret parmağı gökyüzünü gösterecek biçimde elleri havada zihinsel kararlılığını gösteriyordu. Ortak noktaları ise bağımsızlığımızın sembolü al bayrağımızın, ellerinde naz ile karışık bir sitemle dalgalanmasıydı.

İşte bu kamyonun fotoğrafını görünce, aklıma bundan tam yirmi yıl önce 3 Kasım 1996 tarihinde, markalaşan ‘ayran’ ının önüne geçen Susurluk ‘kamyon’u geldi. Asıl niyet ve amacından uzak bir yöntemle, ‘Bundan önce bildiklerinizin hepsini unutun’ ve ‘temiz toplum, temiz siyaset’ mesajı verilmek istenen bu kazanın üzerinden yıllar geçti ve bugün bir başka kamyon yepyeni bir mesaj sunuyordu alıcılarımıza. Akif’in;

“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”
dizeleri de ete kemiğe bürünüyordu bu fotoğrafın kadrajında.

Darbe yapmayı maklûbe yapmakla karıştıranların ve eşdeğer görenlerin hevesini kursağında bırakan belki de bu birlik görüntüsü idi. Darbe planları arasında hesap edemedikleri bu kare, ince elenip sık dokunan kırk yıllık mühendislik hesaplarını da alt üst ediyordu. Bir başka deyişle maklûbeyi maharetle sofrada tersyüz edenler, bu defa halkı ve onun değerlerini sokakta ters yüz edememişlerdi.

3 Kasım 1996 yılında Susurluk yolundaki kamyonu hesap edemeyenler bu defa başka bir kamyonu karşılarında bulunca ‘toplum mühendisliği’ dersinden sınıfta kalıyorlardı. Mehmet ile Mehmetçiği karşı karşıya getirmek isteyenler, Muhammed’i (a.s) kendine ‘sevgili’ seçen asıl ‘güç ve kudret sahibi’ ni unutuyorlardı.

‘Dağdaki çobanla benim oyum niye eşit?” diyenlere; ‘kumsalda uzananla tankın önüne yatanın oyu bir olur mu?’ sorusu geliyor akla. Darbe girişiminin ilk saatlerinde, marketlerden kumanya ve makarna, ATM’lerden para çekenlerle namlusu ve rotası millete yönelen uçaklar havalanmasın diye yıllık mahsulünü yakarak dumana dönüştüren köylünün oyu niye eşit? soruları uzayıp gidiyor yanı başımızda.

O meşum gece Gezi olaylarında sonuç alamayanların kumanda ettiği tankların namlusu bir kez daha yönelince milletin üzerine, elindeki bastonla tanka karşı duran dedenin, el çantası ile zırhlı araca darbeler indiren teyzenin oyu ile; hâlâ darbeye ‘tiyatro oyunu’ diyen gayri münevver, kalemleri ve geçmişleri kirli, karanlık aydınların oyu bir mi? sorusu kemiriyor beyinlerimizi.

Balkon mutabakatından anlamayanları kamyon mutabakatına davet eden ve ‘Hakk katında kredisi yüksek olan’ bu millet, bir kez daha iç ve dış dünyaya hançeresini yırtarcasına; ‘Allah size yardım ederse, size karşı galip gelecek yoktur; eğer sizi yüzüstü bırakıverirse, O'ndan başka size yardım edecek kimdir? İnananlar yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.’ (3/160) ilahi uyarısı ile haykırıyordu.

Sizi tarih asla unutmayacak ve hiç affetmeyecek maklûbe severlerlikten darbe severliğe kulvar değiştirenler! Nuh’un gemisini andıran kamyonlara dolup biyolojik olmasa da neslin sosyolojik devamına katkı sağlayan ‘kamyon sever kahramanlar’ sizi de hayırla anacak hep gelecek kuşaklar. Çünkü siz onların en modern ve asil kahramanı oldunuz.
Sanırım o gecenin kahramanlarını en güzel, Şair Erdem Bayazıt’ ın ‘Birazdan Gün Doğacak’ şiirinde geçen şu dizeler anlatıyor;

“Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı 
Siz kahramanısınız 
Çelik dişliler arasında direnen insanlığın 
Saçlarınız ızdırap denizinde bir tutam başak 
Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana 
O inanmışlar çağının. “

Hüseyin ÇOLAK

Ankara-19 Temmuz 2016
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Efendi Gözüm 8 ay önce

Allah razı olsun,yüreğine sağlık İnşAllah

Misafir Avatar
Huseyin COLAK 8 ay önce @Efendi Gözüm

Teşekkürler Efendi Ağbi...

Beğenmedim! (1)
Avatar
Selim 8 ay önce

İnşAllah bu süreçle beraber benim oyum daha üstün diyenlerin biraz yüzü kızarır.

Misafir Avatar
Huseyin COLAK 8 ay önce @Selim

İnşAllah ibret alırlar Selim Bey...

Beğenmedim! (1)